Sayfalar

NASA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NASA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2011 Çarşamba

NASA Kara Deliği İş Üzerinde Yakaladı!


Kara deliği iş üzerinde yakaladılar!

NASA, yeni teleskobu sayesinde galaksinin merkezindeki kara deliği işte böyle yakaladı...

NASA, WISE isimli kızıl ötesi uzay teleskobunu kullanarak evrenle ilgili yeni bir olayı da fotoğrafladı. GX 339-4 isimli ve dünyamızdan yaklaşık 20 bin ışık yılı uzaklıktaki kara delik, WISE sayesinde parlak bir jeti dışarıya verirken görüntülendi.
Galaksimizin merkezindeki kara delik, Güneş'ten 6 kat daha büyük ve yakınındaki bir yıldızdan besleniyor. Tabii bazı maddeleri içerisine alırken bazı maddeleri de ışık hızıyla bir jet halinde dışarısına gönderiyor. Japon Uzay Araştırma Ajansı'ndan Poshak Gandhi keşifle ilgili şunları söylüyor; "Güneş'in bir anda rastgele patladığını, bu anlarda normalde olduğundan üç kat daha aydınlık olduğunu ve tekrardan yavaş yavaş eski halini aldığını hayal edin. İşte biz de bu jette buna benzer bir kızgınlık gözlemledik. WISE'ın kızılötesi görüşüyle, kara deliğin oluşturduğu jetin daha derin bölgelerine girebildik ve jet oluşumundaki fizikleri gözlemleyebildik."
Jet oluşumundaki belirsiz aralıklar bilim adamlarını şaşırtsa da Poshak şu benzetmede bulundu; "Kara deliğin jetini bir yangın hortumuna benzetirseniz, o zaman bizim akışın beklenmedik zamanlarda ve hortumun boyutlarının da sürekli değiştiğini bulduğumuzu söyleyebilirsiniz."

3 Ekim 2011 Pazartesi

Karanlık enerji bir kez daha kanıtlandı

Karanlık enerji bir kez daha kanıtlandı

Kozmik zamanda 7 milyar ışık yılı geriye giderek yapılan gözlemler açıklandı.

NASA'nın 200 bin galaksi üzerinde 5 yıl boyunca ve kozmik zamanda 7 milyar ışık yılı geriye gidilerek yapılan gözlemler sonucunda, evrende karanlık enerjinin, yer çekimi gücüne baskın olduğu ve evrenin giderek artan bir hızla genişlemesini sağlayan düzenli ve tek vücut bir güç olduğu teyit edildi.

NASA'nın internet sitesinde yer alan habere göre, uzayda bulunan "Galaksi Evrim Kaşifi (Galaxy Evolution Explorer)" aracı ve Avustralya'nın Siding Spring dağlarının zirvesinde bulunan teleskopla yapılan gözlemleri izleyen dikkatli ölçümler, galaksilerin birbirinden uzaklaştığı bilgisini bir kez daha doğrularken, bulgular, karanlık enerjinin varlığının, şimdiye kadar sağlanan en iyi teyidi oldu.

Avustralya'daki Swinburne Teknoloji Üniversitesi'nden Chris Blake, bu durumu, "bir taşı havaya attığınızda, bir süre sonra hızının azalmayıp, giderek artması ve havada giderek daha hızlı biçimde yol almayı sürdürmesi gibi" ifadeleriyle tanımlıyor.

Karanlık enerjiyle ilgili çalışmaların sonuçlarına ilişkin haber ve görsellere, NASA sitesinden "http://www.nasa.gov/mission_pages/galex/galex20110519.html" bağlantısıyla ulaşılabiliyor.

28 Eylül 2011 Çarşamba

Uydu Kanada'ya düşmemiş...



NASA, eski haberleşme uydusunun Kanada'ya düşmüş olabileceği haberinde düzeltme yaptı.


ABD'nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesine (NASA) ait ''Üst Atmosfer Araştırma Uydusu''nun (UARS), daha önce belirtildiği gibi Kanada'ya değil, Güney Pasifik'e düştüğü bildirildi.
NASA'dan yapılan açıklamada, yeni hesaplamaların 20 yıllık uydunun, atmosfere Amerikan Samoası üstünde girdiğini ancak parçaların bunun 480 kilometre kuzeybatısında, Christmas Adası'nın güneybatısında suya çarpmaya başladığını duyurdu.
Yer'e düşen UARS'ın parçaları, 800 kilometrelik alana yayıldı. NASA'dan daha önce yapılan açıklamada, parçalanan uydunun Kanada'ya düşmüş olabileceği bildirilmişti.

26 Eylül 2011 Pazartesi

NASA uydusu nereye düştü?


ABD'nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'ne (NASA) ait 20 yıllık "Üst Atmosfer Araştırma Uydusu" (UARS), Kanada'nın batı kesiminde Alberta eyaletinin Calgary kenti bölgesi üzerinde binlerce parçaya ayrılarak düştü.


CAPE CANAVERAL - 20 yıl önce sanayiden karbondioksit salımından mahvolan, stratosferde Güneş'in zararlı morötesi ışınını yutan ozon tabakasındaki durumu incelemek için göreve giden 6 ton (5 bin 897 kg) ağırlığındaki UARS uydusu, işlevi biterek alçalmaya başladığı atmosferde parçalanarak yok oldu.
NASA'dan yapılan açıklamaya göre, uydu Calgary kentinin 18 km güneyinde 24 bin nüfuslu Okotoks kasabası semalarında parçalandı. 100 büyük parçanın 26'sının 500 kg'a kadar ağır olmasının beklendiği açıklanmıştı.
Uydu, tüm meteorolojik olayların cereyan ettiği atmosferin ilk tabakası olan, ekvatorda 16, kutuplarda 6 km kalınlığındaki troposferden 60 km yükseltiye kadar uzanan stratosferdeki ozon tabakasının "delinen" durumunu inceliyordu. Yer'e düşen UARS'ın parçaları, 805 km'lik alana yayıldı.
NASA, atmosfere girişte uyduların herhangi kazaya meydan verilmemesi için "tam denetimli" düşmesi üzerinde bilimsel çalışmalarını sürdürüyor. Bu uydunun düşüşü denetim dışı olduğu halde birçok eski uydu gibi Yer'de kaza olmadı.



UARS uydusunun Yer atmosferinde parçalanması cumartesi (bugün) TSİ 06.45-07.45 arası oldu.
Uydunun görevi 2005'te bitmiş, o yıldan beri atmosferde tedricen ayrılmaya başlamıştı. Dün yapılan NASA açıklamasında, Kuzey Amerika hariç her yerin tehlike altında bulunduğu bildirilmiş, Kuzey İtalya'da özel uyarı yayınlanmıştı.

25 Eylül 2011 Pazar

GÜNEŞ SİSTEMİNİ EVİNİZDEN GÖZLEMLEYİN


NASA, 'Gözler Güneş Sisteminin Üstünde' (Eyes on the Solar System) isimli projeyle kullanıcıların internet üzerinden 3 boyutlu olarak Güneş Sistemi'ni anlık olarak incelemesini sağlıyor.
Ücretsiz olarak dağıtılan ve internet tarayıcısı üzerinden çalışan uygulama ile Güneş Sisteminin gerçek zamanlı ve tam kontrollü olarak izlenebilmesini sağlayan NASA, bu anlamda benzersiz bir başarıya imza attı.
Video oyun teknolojilerinde kullanılan bir kontrol sistemine sahip olan uygulama ile Güneş Sistemi üzerindeki herhangi bir noktanın üzerine gitmek mümkün kılınıyor. En önemlisi de zaman ve mekân kontrolü sağlanarak gezegenlerin, uyduların ve NASA uzay araçlarının belirlenen hızdaki hareketleri izlenebiliyor.
3 BOYUTLU İZLEMEK İÇİN GÖZLÜK ŞART 
Mac ve Windows kullanıcılarının kolay bir şekilde indirebildikleri “Eyes on the Solar System app” eklentisini sadece bir kere kurmanın yeterli olduğu bu çalışma Unity Web Player ile birlikte oluşturulmuş. Kurulum işleminin ardından http://solarsystem.nasa.gov/eyes/ adresini ziyaret ederek “Explore the Solar System” ifadesine tıklayarak Güneş Sisteminin olağanüstü ortamını anlık ve hatta 3 boyutlu yaşamak mümkün hale geliyor. Ancak uygulamayı 3 boyutlu olarak görüntülemek için 3 boyutlu gözlük takmak gerekiyor.
UZAY BOŞLUĞUNDA GEZİNTİ 
Dünya başta olmak üzere birçok gezegeni ve ayı çeşitli açılardan görüntüleyebileceğimiz bu uygulama üzerinde sağlanan hareket rahatlığı ile adeta uzay boşluğunda gezintiye çıkmış oluyoruz.
Asteroidlerin ve Güneş’in de bulunduğu uygulamada, NASA tarafından hayata geçirilen bazı uzay projelerine dair bölümler de yer alıyor. Bunlardan biri ve uygulama üzerinde özenle durulanı ise Juno isimli beş yıllık Jüpiter projesi.
Uygulama ile ilgili üst düzey bir NASA yetkilisi olan Jim Green tarafından yapılan açıklamaya göre, Güneş Sistemi ve NASA görevlerine dair ortaya konan gerçek zamanlı uygulama herkesin kullanacağı bir şekilde ilk kez sunuluyor.

NASA, ŞİŞME UZAY GEMİSİ İLE MARS'A GİDECEK


Uzay mekiği programı 30 yılın ardından Temmuz ayında sona eren Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), yakın gelecekte astronotları şişme uzay gemisiyle yeni keşiflere göndermeyi planlıyor.
Alman Welt online sitesinin haberine göre, NASA'nın Houston'daki uzay merkezinde görevli Edward Henderson ve Mark Holderman tarafından tasarlanan uzay gemisi "Non-Atmospheric Universal Transport Intended for Lenghty United States Xploration" (Nautilus-X), yani "Birleşik Devletler'in Uzun Süreli Uzay Keşifleri İçin Atmosfer Dışı Evrensel Taşıma Aracı", sadece isminin uzunluğuyla dikkati çekmiyor. 
Bir kez havalandıktan sonra hiçbir yere inmemesi, hep yörüngede kalması öngörülen Nautilus-X, ortasındaki dev şişme simit, şişme mürettebat odaları ve uzun güneş panelleriyle kaplı kanatlarıyla estetik ve uzayda ihtiyaç olmadığı için aerodinamik kaygılardan uzak tasarlanmış. 
Dünya yörüngesinde seyredecek olan Nautilus-X, yörüngeye bir roketle getirilecek astronotları alarak, 24 aya kadar sürecek görevler için, onları uzak mesafelere götürecek. Nautilus-X burada da inmeyecek, astronotlar yine bir roket yardımıyla örneğin Mars'a iniş yapacak. En fazla altı kişilik mürettebat taşıyacak olan uzay gemisi, daha sonra astronotları Dünya yörüngesine geri getirecek. 
Nautilus-X'in yapımında büyük oranda çelik, çivi ve kaynak makineleri kullanılmayacak. Çünküaracın birçok bölümü şişme olacak. Böylece astronotlara Uluslararası Uzay İstasyonundakinden (UUİ) çok daha geniş yaşam alanları sağlanmış olacak. Şişme konstrüksiyonlar, sabitlere oranla daha hafif, daha ucuz ve yapımı daha kolay. Şişme bir uzay aracını
fırlatmak da ağır metal bir mekiği fırlatmaktan kolay. 
Nautilus-X'in bir diğer özelliği de içerisinde yaşanabilecek bir çeşit "uzay dönme dolabıyla" donatılacak olması. Yaklaşık 12 metre yarıçaplı bu santrifüj, dakikada altı tur atacak. Bu dönme dolap, insan vücudunun uzun süre yerçekimsiz ortamda kalmasıyla ortaya çıkan olumsuzlukları ya tamamen önleyecek ya da azaltacak. 
Düzenli olarak bu dönme dolapta jimnastik yapması planlanan astronotlar uzun seferlerde çiftçilik de yapacak. Mürettebat, ekmeğini bol mineralli sudan çıkaracak. Nautilus-X'te kurulacak tarlada toprak olmayacak, onun yerine bol mineralli suda yetişebilen meyve sebze ekilecek. Tehlikeli kozmik ışınlardan ise hem tarladaki ürünleri
 hem de mürettebatı, arasında sıvı bulunan bir çatı koruyacak. 
İki yıl yetecek erzak taşıyabilecek olan uzay gemisinin maliyeti 3,75 milyar dolar olarak hesaplandı. Geminin beş yıl içerisinde inşa edilebileceği düşünülüyor. Ancak uzmanlara göre, Nautilus-X'in bilgisayardan gerçek hayata sıçramayı ne zaman yapabileceğini kesin olarak söylemek zor.

UZAY'DA OKSİJEN BULUNDU!


Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) kızılötesi uzay teleskobu Herschel, uzayda oksijen moleküllerinin varlığını ilk kez teyit etti.
Oksijen, özellikle büyük yıldızların çevresinde yaygın şekilde bulunmasına karşın, soluduğumuz havada yüzde 20 civarında bulunan oksijen moleküllerinin uzaydaki varlığını astronomlar şimdiye kadar teyit edememişlerdi.
Gözleme katkıda bulunan Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) Pasadena'daki Jet Motorları Laboratuvarı'ndan Paul Goldsmith, oksijen gazının 1770'de keşfedildiğini, basit oksijen molekülünün uzaydaki varlığının tespiti içinse 230 yıldan fazla zaman gerektiğini belirtti. Goldsmith ve meslektaşları, toz zerrecikleriyle kaplı buz içinde oksijenin hapis kaldığını ve Orion nebulasında tespit edilen bu oksijenin yıldız ışığının buz ve toz karışımını ısıtmasıyla suyun açığa çıktığını, daha sonra oksijen moleküllerine dönüştüğünü düşünüyorlar.
Bu gözlemlerinin oksijenin uzayda nerelerde saklı olabileceğini gösterdiğini belirten astronomlar, araştırmalarını diğer yıldız oluşumlu bölgelerde sürdüreceklerinin altını çiziyorlar. Bilimadamları, uzayda oksijenin varlığını teyit için yer ve uzayda kurulu teleskopların yanı sıra balonlarla araştırmalarını onyıllardır sürdürüyorlardı.

EVRENİN EN BÜYÜK SU KÜTLESİ BULUNDU


İki astronomi ekibi, evrenin bugüne kadar keşfedilmiş en büyük ve dünyaya en uzak su kütlesini ortaya çıkardı.
Dünyadan 12 milyar ışık yılı mesafedeki bu su kütlesi, dünya okyanuslarının içerdiği toplam su kütlesinin 140 trilyon katı büyüklüğesahip. 
 Buhar halindeki su kütlesi, kuasar olarak adlandırılan ve ortasında, çevresindeki maddeyi yutan büyük
 bir kara delik bulunan gök cismini sarıyor. 
 NASA’nın Kaliforniya’daki laboratuvarından Matt Bradford, kuasar çevresindeki ortamın oldukça özgün bir yapıya sahip olduğunu belirterek, bu yapının "devasa büyüklüktesu ortaya çıkardığını" belirtti. 
 Keşfi yapan ekiplerden birinin başkanı olan Bradford, "yeni keşif bir kez daha gösterdi ki su, evrende oldukça yaygın ve hatta evrenin en erken zamanlarından beri var" dedi. Bu ekibin bulguları, Astrophysical Journal Letters’da yayımlandı. 
Kuasarlar, çevresini bir disk şeklinde saran gaz ve toz kümesini emen devasa bir karadeliğe sahip gök cisimleri. Kuasarın karadeliği, bu tüketiminin sonucunda diskin ortasından her iki yöne doğru müthiş bir enerji fışkırtıyor. Su kütlesinin bulunduğu bu kuasarın kara deliği Güneş’ten 20 milyar kat daha yoğun ve Güneş’ten, "Bin trilyon kat" enerjiye sahip. 
Bu kadar uzakta ve evrenin erken dönemlerinde var olan su kütlesi ilk kez keşfediliyor. Güneş Sistemi’nin dahil olduğu Samanyolu Galaksisi’nde de su buharı bulunuyor ancak galaksimizdeki su kütlesinin çoğu buz halde bulunuyor. 
Samanyolu’ndaki su kütlesi, bu kuasarda bulunandan 4000 kat daha az. Bunun nedeni de suyun, Samanyolu’nda daha çok buz formunda olması. 
Kuasardaki su buharı, gök cisminin karadelik etrafında dönen gaz kütlesinin içerisine dağılmış durumda. Bu gaz bölge, yüzlerce ışık yılı genişliğinde (1 ışık yılı, yaklaşık 6 trilyon mil). Kuasardaki su buharı ile, karbonmonoksit gibi diğer moleküllerin ölçümleri, çevreleyen gazın yoğunlaşarak yıldızlar oluşturuyor olabileceğini gösteriyor. Ölçümler, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nün Hawai’deki teleskobu kullanılarak, Bradford’un ekibince 2008’den beri yapılıyor. Kuasar üzerinde çalışan ikinci ekip ise, Alpler’deki Caltech Submillimeter Gözlemevi başkan yardımcısı, fizikçi Dariusz Lis başkanlığındaki bir ekip. Bu ekip de kuasardaki ilk su buharı gözlemini 2010’da yaptı.

NASA astronomları, Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerin ayrı ayrı oluştuğuna ilişkin bulgular elde etti.


ABD’nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) Güneş Sistemi’nin nasıl oluştuğunu araştırmak üzere uzaya fırlattığı ve topladığı parçacıklarla 2004’te Dünya’ya dönen Genesis uzay aracının sağladığı bulgular, Güneş ile Güneş Sistemi’nin gezegenlerinin birbirinden ayrı oluştuğu ihtimalini ortaya çıkardı.
Bulgular, Dünya’nın da dahil olduğu iç gezegenlerin nasıl oluştuğuna dair teorileri alt üst edebilecek nitelikte. NASA’nın internet sitesinde yer alan bilgiye göre, Güneş Sistemi’nde oldukça yaygın olan Oksijen ve Nitrojen elementlerinin Güneş ile gezegenlerdeki yapılarının farklı olduğunun anlaşılması, bu olasılığı akla getirdi.

Bu yapısal farklılık, çok küçük olmasına karşın, Güneş Sistemi’nin nasıl bir evrim sonucunda oluştuğuna dair yeni sorular ortaya çıkardı. 
Genesis araştırmacılarından Kevin McKeegan, çekirdeğinde 16 nötronun bulunduğu Oksijen 16 atomunun (O-16) Dünya, Ay ve Mars’ta, Güneş’e göre daha az konsantrasyona sahip olduğunu belirterek, "İddia şu ki, bizler (Dünya), Güneş’i yaratan solar nebula (bulutsu) tarafından oluşturulmadık" dedi. Daha önce geçerli kabul edilen teoriye göre bir gaz bulutu olan nebulanın evrimi sonucunda, merkezde güneş ve bu güneşin çevresinde de yine aynı buluttan gezegenler oluşuyor.
Atom yapısına göre dünyada üç tür Oksijen atomu bulunuyor. Bunlardan ilki O-16, diğer ikisi ise O-17 ve O-18 Oksijen izotopları. Güneş Sistemi’ndeki Oksijen atomlarının neredeyse yüzde 100’ü O-16. Buna karşın çok küçük miktarlarda O-17 ve O-18 de bulunuyor. Genesis tarafından uzay boşluğundan toplanan parçacıklar üzerinde çalışma yapan bilim adamları, Güneş’teki O-16 oranının, Dünya veya diğer kaya yapılı gezegenlerdeki oranından biraz daha yüksek olduğunu, Oksijen’in diğer izotoplarının ise Güneş’teki oranının daha düşük olduğunu belirledi.

N-15'TEKİ FARKLILIK
Nitrojen elementinin durumu da Güneş ve gezegenleri arasında karşılaştırıldı. Güneş Sistemi’ndeki Nitrojen’in yüzde 100’e yakını, N-14’ten oluşuyor, ancak çok küçük bir miktarda da N-15 izotopu bulunuyor. Bulgular, Güneş ve bir gaz topu olan Jüpiter’deki N-14’ün, Dünya atmosferindekinden daha yüksek olduğunu, N-15’in ise yüzde 40 oranında daha düşük olduğunu gösterdi. Güneş ve Jüpiter’deki Nitrojen yapısının aynı olduğu anlaşıldı. Oksijen yapısı konusunda olduğu gibi Dünya’nın Nitrojen yapısı konusunda da Güneş Sistemi’nin geri kalanına göre çok farklı olduğu anlaşıldı.
Genesis araştırmacılarından Bernard Marty, bu durumu, "Bulgular bize gösteriyor ki, kaya yapılı gezegenler dahil olmak üzere tüm Güneş Sistemi parçaları, meteorlar ve kuyruklu yıldızlar, Güneş Sistemi’ni ortaya çıkaran nebulanın (bulutsu) başlangıçtaki yapısına aykırı bir yapıya sahip. Bu heterojenliğin (yapısal farklılığın) nedenini anlamamız, Güneş Sistemi’nin oluşması konusundaki görüşlerimizi etkileyecek" dedi.
Genesis, Dünyaya getirdiği parçacıkları güneş fırtınalarından ve Güneş’in dış katmanından topladı. Bu parçacıklar, Güneş’i ortaya çıkaran nebulanın başlangıçtaki yapısının bir fosili gibi kabul ediliyor. Çünkü Güneş’in dış katmanının yapısının milyarlarca yıldır değişmediği biliniyor. Genesis Ağustos 2000’de fırlatıldı ve 2001-2004 arasında, Dünya’dan yaklaşık 1 milyon mil mesafede, Güneş rüzgarlarının saçtığı parçacıkları topladı. Parçacıkların toplandığı kapsül, 8 Eylül 2004’te dünyaya döndü.

NASA İKLİM GÖZLEMİ İÇİN UYDU FIRLATTI


NASA, okyanus gözlemi için yararlanılacak olan Aquarius uydusunu 24 saatlik gecikmeyle fırlattı.
California'daki Vandenberg üssünden Delta 2 füzesiyle fırlatılan Aquarius/SAC-D, yeryüzündeki iklim değişimiyle suyun dolaşımı arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılması amacıyla okyanusların yüzeyindeki tuz yoğunluğunu düzenli bir şekilde kesin verilerle ölçecek.
Bu uydunun, NASA, Arjantin Uzay Ajansı, Ulusal Uzay Faaliyetleri Komisyonu'nun işbirliğinin bir ürünü olduğu, bu işbirliğine Brezilya, Fransa, Kanada ve İtalya'nın da katıldığı belirtildi.
Aquarius, yeryüzünden 657 kilometre yüksekteki yörüngesinden okyanus yüzeyinin tamamını inceleyecek ve zamanla konumu takip ederek tuzluluk oranlarındaki değişimle ilgili aylık tahminler sağlayacak.
İki yıl önce fırlatılan Avrupa'nın Smos uydusunun da okyanuslardaki tuzluluk oranını incelediği ancak Aquarius'un yapacağı ölçümlemelerdeki kesinlik sayesinde sahip olunan bilgilerde ilerlemeler kaydedileceği açıklandı.







NASA'NIN UYDUSU 17 YENİ PİRAMİT BULDU


ABD'nin uzay programı çalışmalarından sorumlu olan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) bir uydusu, Mısır'da eski dönemlere ait 17 piramidin, binlerce mezarın ve evin keşfedilmesini sağladığı bildirildi.
 Amerikalı arkeolog Sarah Parcak, NASA'ya ait bir uydunun çektiği resimlerin incelenmesi sonucu, yapılan araştırma ve kazılarda 3 bin yıl öncesinden kalma piramitlerin, mezar ve yapıların ortaya çıkarıldığını belirtti.
Alabama Üniversitesinde görevli olan Parcak, 'Uydu sayesinde, bütün Mısır'da bu kadar çok arkeolojik site alanı bulacağımıza hiç inanamazdım' dedi.
Uzay arkeolojisi öncülerinden olan Dr. Parcak, 'Bir piramit bulmak her arkeoloğun rüyasıdır' diye konuştu.
Sarah Parcak, bir yıl boyunca, 700 kilometre yükseklikte yörüngede bulunan bir uydunun, Mısır'daki Saqqarah nekropolü ve ülkenin kuzeydoğusunda yer alan önemli Tanis arkeolojik site alanı ile ilgili çektiği kızılötesi yüksek tanımlı fotoğrafları incelemesi sayesinde keşiflerini yapabildiğini kaydetti.
Uydu kullanılmasının geleneksel tarzdaki arkeolojinin sınırlarını genişlettiğini ifade eden Parcak, kızılötesi teknolojisinin gömü, bina ve piramitlerin yapıları ile ilgili en ince ayrıntıları ilettiğini söyledi.