Sayfalar

uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2011 Pazartesi

Karanlık enerji bir kez daha kanıtlandı

Karanlık enerji bir kez daha kanıtlandı

Kozmik zamanda 7 milyar ışık yılı geriye giderek yapılan gözlemler açıklandı.

NASA'nın 200 bin galaksi üzerinde 5 yıl boyunca ve kozmik zamanda 7 milyar ışık yılı geriye gidilerek yapılan gözlemler sonucunda, evrende karanlık enerjinin, yer çekimi gücüne baskın olduğu ve evrenin giderek artan bir hızla genişlemesini sağlayan düzenli ve tek vücut bir güç olduğu teyit edildi.

NASA'nın internet sitesinde yer alan habere göre, uzayda bulunan "Galaksi Evrim Kaşifi (Galaxy Evolution Explorer)" aracı ve Avustralya'nın Siding Spring dağlarının zirvesinde bulunan teleskopla yapılan gözlemleri izleyen dikkatli ölçümler, galaksilerin birbirinden uzaklaştığı bilgisini bir kez daha doğrularken, bulgular, karanlık enerjinin varlığının, şimdiye kadar sağlanan en iyi teyidi oldu.

Avustralya'daki Swinburne Teknoloji Üniversitesi'nden Chris Blake, bu durumu, "bir taşı havaya attığınızda, bir süre sonra hızının azalmayıp, giderek artması ve havada giderek daha hızlı biçimde yol almayı sürdürmesi gibi" ifadeleriyle tanımlıyor.

Karanlık enerjiyle ilgili çalışmaların sonuçlarına ilişkin haber ve görsellere, NASA sitesinden "http://www.nasa.gov/mission_pages/galex/galex20110519.html" bağlantısıyla ulaşılabiliyor.

25 Eylül 2011 Pazar

UZAYIN TAŞI TOPRAĞI ''ALTIN''MIŞ


İngiliz bilim adamları, yeryüzündeki tüm altın ve diğer değerli metallerin uzaydan geldiğini kanıtlayabileceklerini söylüyor.
İngiltere'deki Bristol Üniversitesi'nin araştırmacıları, Grönland'daki dört milyar yıllık kayaları inceledi.Araştırmacılar bunların dünyada oluşmuş kayalardan farklı izotoplar içerdiği sonucuna vardı. Onlara göre bu, değerli metallerin dünyaya bir meteor yağmuruyla geldiği teorisini kanıtlıyor. Bu meteor yağmuru sırasında henüz 200 milyon yaşındaydı. 
Dünyanın kendi altını ve diğer ağır metalleri daha gezegenin ilk dönemlerinde çökerek merkezdeki mağmaya karışmıştı. Bu yüzden günümüzde nikah yüzükleri ve diğer ziynet eşyalarında kullanılan altının kaynağı farklı. Bu altın nötron yıldızlarının
çarpışması sırasında ortaya çıkmış.Bu çarpışmaların ise evrenin gördüğü en şiddetli çarpışmalar olduğu belirtiliyor.

UZAYDAKİ ÇÖP MİKTARI SINIRI AŞIYOR


ABD'li araştırmacılar NASA'yı, dünya yörüngesinde insanların yol açtığı uzay çöplerinin sınırı aşma noktasında olduğu konusunda uyardı.
Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırmacılar Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA'yı, dünya yörüngesinde insanların yol açtığı uzay çöplerinin makul sınırı aşma noktasında olduğu konusunda uyardı.
Ulusal Araştırma Konseyi tarafından hazırlanan bir raporda, uzaydaki çöp yığınının, mekiklerde ölümcül sızdırmalara yol açabileceği ya da önemli uydulara zarar verebileceği de belirtiliyor.
Kuruluş, uzaydaki çöp yığınının sınırlanması ve dev manyetik ağlar kullanılması konusunda uluslararası düzenlemeler yapılması çağırısında da bulunuyor.
Dünyanın yörüngesindeki çöp yığını, uzay mekiklerinin ek motorları, kullanılır durumda ve kullanılmaz hale gelmiş olan uydulardan oluşuyor.
Bazı bilgisayar modellemeleri, uzayda insanlara ait kirliliğin, uzayda çarpışmalar yaşanmasına neden olacak bir taşma noktasına ulaştığını gösteriyor.
Kuruluşa göre, yörüngedeki yığınlar arasında çarpışmalar olması birçok uyduya zarar verebilir ve çöp miktarını arttırabilir.
Uzaydaki çöp yığınını sınırlandırmaya yönelik uluslararası çabalar geçmiş yıllarda iki kez sekteye uğramıştı.
Çin 2007 yılında uydu vuran füze denemesinde, bir havacılık uydusunu vurmuş ve uyduyu her biri bir santimetreden büyük 150 bin parçaya ayırmıştı.
İki yıl sonra, biri kullanılır durumda biri ise işlemez halde iki uydu çarpışmış, çarpışma dolayısıyla parçalanan uydular küçük parçalar halinde geniş bir alana yayılmıştı.

UZAY'DA OKSİJEN BULUNDU!


Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) kızılötesi uzay teleskobu Herschel, uzayda oksijen moleküllerinin varlığını ilk kez teyit etti.
Oksijen, özellikle büyük yıldızların çevresinde yaygın şekilde bulunmasına karşın, soluduğumuz havada yüzde 20 civarında bulunan oksijen moleküllerinin uzaydaki varlığını astronomlar şimdiye kadar teyit edememişlerdi.
Gözleme katkıda bulunan Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) Pasadena'daki Jet Motorları Laboratuvarı'ndan Paul Goldsmith, oksijen gazının 1770'de keşfedildiğini, basit oksijen molekülünün uzaydaki varlığının tespiti içinse 230 yıldan fazla zaman gerektiğini belirtti. Goldsmith ve meslektaşları, toz zerrecikleriyle kaplı buz içinde oksijenin hapis kaldığını ve Orion nebulasında tespit edilen bu oksijenin yıldız ışığının buz ve toz karışımını ısıtmasıyla suyun açığa çıktığını, daha sonra oksijen moleküllerine dönüştüğünü düşünüyorlar.
Bu gözlemlerinin oksijenin uzayda nerelerde saklı olabileceğini gösterdiğini belirten astronomlar, araştırmalarını diğer yıldız oluşumlu bölgelerde sürdüreceklerinin altını çiziyorlar. Bilimadamları, uzayda oksijenin varlığını teyit için yer ve uzayda kurulu teleskopların yanı sıra balonlarla araştırmalarını onyıllardır sürdürüyorlardı.

UZAYDA TARIM BAŞLIYOR


Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) bir sonraki seferde gidecek Rus ve Japon astronotlar, altı ay sürecek kalışları sırasında uzayda domates ve salatalık yetiştirecek, ancak yetkililer bunları yemelerine izin vermedi.
UUİ'ye gidecek bir sonraki ekipte yer alan Japon uçuş mühendisi Satoşi Furukava, Rus Interfax ajansına yaptığı açıklamada, istasyondaki Japon modülünde salatalık yetiştirme deneyi yapmayı planladıklarını belirterek, "Bunları yemeyi istiyorduk, ama izin verilmedi" dedi.
Yer kontrol yetkililerinin kendilerine önceden hazırlanmış dondurulmuş ve kurutulmuş gıdalar tüketmeleri konusundaki sıkı kurallarda değişiklik yapılmasına izin vermeleri yönünde daha iyimser olan ekip komutanı Rus kozmonot Sergey Volkov da "Biz de Rus modülünde domates yetiştireceğiz, ama bize de bunları yememize izin verilmedi" diye konuştu.
UUİ'deki sebze yetiştirme deneylerinde, yer çekimsiz ortamın dünya yaşamını nasıl etkilediği test edilecek.
İstasyonda daha önce yapılan deneyde, sineklerin yer çekimsiz ortamda normal şekilde üredikleri, ancak Dünya'ya dönünce uçmayı öğrendikleri görülmüştü.

Uzay Yarışıyla İlgili Bilinmeyenler


Kennedy, ortak bir Sovyet-Amerikan uçuşu istiyordu.

1961'in bahar ayları. 4 aydır başkan olan John F. Kennedy, gençliğin verdiği tüm enerjiyi yansıtıyor. Nisan en sıkıntılı aydı. 12 Nisan'da Yuri Gagarin Dünya'nın etrafında dönen ilk insan oldu. Bu Sovyetler Birliği'nin uzaydaki başarılarının sadece en sonuncusuydu. Uçuş bekleniyordu ancak yine de genç başkan için durum son derece moral bozucuydu. Gagarin'in başarısından bir ay sonra Alan Shepard uzaya çıkan ilk Amerikalı oldu. Bu da yörünge altı 15 dakikalık bir uçuştu. 17 Nisan'da CIA tarafından eğitilen sürgündeki Fidel Kastro karşıtı Kübalılar, komünist yönetime karşı bir operasyon düzenledi. Domuzlar Körfezi fiyaskosu olarak bilinen operasyon 36 saat içinde başarısız oldu. Kennedy'nin en yakın danışmanlarından Theodore Sorensen, 19 Nisan'da Kennedy'i, "kederli ve yorgun" şeklinde tarif etmişti. "Şimdiye kadar onu hiç bu kadar duygusal görmemiştim" dedi. Bir toplantıda ağabeyi olan Adalet Bakanı Robert F. Kennedy danışmanlara dönerek, "Başkanı bu duruma sokanlar siz parlak insanlarınız. Rusya'ya kof olmadığımızı göstermek için bir şeyler yapmamız gerekiyor" dedi.

Başkan Kennedy 25 Mayıs 1961'de televizyonda canlı yayınlanan ABD Kongre'sindeki konuşmasında, "Ben bu ülkenin içinde bulunduğumuz 10 yıl bitmeden Ay'a insan gönderip sağ salim geri getirme hedefini gerçekleştirmeye odaklanması gerektiğini düşünüyorum" dedi. George Washington Üniversitesi'nden uzay politikaları uzmanı, siyaset bilimci John M. Logsdon'ın "John F. Kennedy ve Aya Çıkma Yarışı" isimli yeni kitabı, bu sürecin bilinmeyenlerini gün yüzüne çıkarıyor. 25 Mayıs'taki ünlü konuşma 5 haftalık bir zaman diliminde çoğunlukla Başkan Yardımcısı Lyndon B. Johnson'ın yönetiminde sıkıntılı müzakereler, gayri resmi not alışverişleri ve gizli toplantılar sonucunda gerçekleşti. Pentagon yetkilileri, bilim insanları, mühendisler ve bütçe analistlerinin katıldığı bu toplantılar sonucunda ABD'nin Sovyetlerin uzaydaki üstünlüğüne son vermek için elindeki tek fırsatın 1960'ların sonuna kadar Ay'a insan göndermek kararı alındı. Ancak Logsdon'un kitabında daha önce ortaya çıkmamış son derece ilginç bilgiler mevcut. Örneğin Başkan Kennedy sık sık bu proje için Sovyetlerle işbirliğine girme fikrini ortaya atıyormuş. Ayrıca Sovyetlerin uzay programının etkinliği ve niyeti hakkında ABD'nin hiçbir fikri yokmuş. ABD'nin Ay'a insan gönderme programında (Apollo) çalışan birçok kişi gibi Logsdon da, araştırmalarının sonunda bu programın uzay araştırmaları açısından yarardan çok zarar sağladığı görüşüne ulaşmış. Logsdon'a göre Apollo, insanlığın Mars'a yolculuğu veya Ay'a üs kurmak için bir basamak olmaktan çok yarar sağlamamış ve üzerine hiçbir şey inşa edilmemiş bir proje. Kennedy'nin, Rusların planları hakkında hiçbir bilgisi yoktu. 1964 yılında ABD istihbaratı Sovyetlerin benzer bir program planladıklarını öğrendi. Kennedy, Eylül 1963'te Birleşmiş Milletler'de yaptığı konuşmada Sovyetlere bu proje için işbirliği teklif etmeyi düşünüyordu. Hatta öncesinde Sovyet lider Nikita Kurusçev'le Viyana'da yaptığı bir toplantıda bunu dile getirdi. Ancak Sovyetler bunu kesin bir dille reddetti. Soğuk Savaş sonrası açılan Sovyet arşivlerine göre Sovyetlerin işbirliğine yanaşmamasının en büyük nedeni geliştirdikleri teknolojilerin teknik zayıflığını Amerikalılara göstermek istememeleriydi. "The Heavens and the Earth: A Political History of the Space Age," (Uzay ve Dünya: Uzay Çağı'nın Siyasi Bir Tarihçesi) isimli kitabı yazan tarihçi Walter A. McDougall'a göre Kennedy'nin Sovyetlerle işbirliği teklifleri göz boyamaktan ibaretti. 20 Temmuz 1969'da, Neil Armstrong ve sonrasında Buzz Aldrin'in Sessizlik Denizi'nin gri yüzeyine ayak basmasıyla Kennedy amacına ulaşmış oldu. Kitapta ve röportajda Longsdon, "Ay'a çıkmanın en azından insanlık tarihi ve özellikle de keşif tarihi açısından sonsuza dek bir dönüm noktası olacağını" düşünerek kendini avutmaya çalışıyor. McDougall ise, "Belki Apollo'nun elle tutulur bir yanı yoktu ama Tanrı biliyor ya, bunu yapmamazlık edemezdik" diyor.

The New York Times
JOHN NOBLE WILFORD