Sayfalar

güneş sistemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güneş sistemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2011 Pazar

GÜNEŞ SİSTEMİNİ EVİNİZDEN GÖZLEMLEYİN


NASA, 'Gözler Güneş Sisteminin Üstünde' (Eyes on the Solar System) isimli projeyle kullanıcıların internet üzerinden 3 boyutlu olarak Güneş Sistemi'ni anlık olarak incelemesini sağlıyor.
Ücretsiz olarak dağıtılan ve internet tarayıcısı üzerinden çalışan uygulama ile Güneş Sisteminin gerçek zamanlı ve tam kontrollü olarak izlenebilmesini sağlayan NASA, bu anlamda benzersiz bir başarıya imza attı.
Video oyun teknolojilerinde kullanılan bir kontrol sistemine sahip olan uygulama ile Güneş Sistemi üzerindeki herhangi bir noktanın üzerine gitmek mümkün kılınıyor. En önemlisi de zaman ve mekân kontrolü sağlanarak gezegenlerin, uyduların ve NASA uzay araçlarının belirlenen hızdaki hareketleri izlenebiliyor.
3 BOYUTLU İZLEMEK İÇİN GÖZLÜK ŞART 
Mac ve Windows kullanıcılarının kolay bir şekilde indirebildikleri “Eyes on the Solar System app” eklentisini sadece bir kere kurmanın yeterli olduğu bu çalışma Unity Web Player ile birlikte oluşturulmuş. Kurulum işleminin ardından http://solarsystem.nasa.gov/eyes/ adresini ziyaret ederek “Explore the Solar System” ifadesine tıklayarak Güneş Sisteminin olağanüstü ortamını anlık ve hatta 3 boyutlu yaşamak mümkün hale geliyor. Ancak uygulamayı 3 boyutlu olarak görüntülemek için 3 boyutlu gözlük takmak gerekiyor.
UZAY BOŞLUĞUNDA GEZİNTİ 
Dünya başta olmak üzere birçok gezegeni ve ayı çeşitli açılardan görüntüleyebileceğimiz bu uygulama üzerinde sağlanan hareket rahatlığı ile adeta uzay boşluğunda gezintiye çıkmış oluyoruz.
Asteroidlerin ve Güneş’in de bulunduğu uygulamada, NASA tarafından hayata geçirilen bazı uzay projelerine dair bölümler de yer alıyor. Bunlardan biri ve uygulama üzerinde özenle durulanı ise Juno isimli beş yıllık Jüpiter projesi.
Uygulama ile ilgili üst düzey bir NASA yetkilisi olan Jim Green tarafından yapılan açıklamaya göre, Güneş Sistemi ve NASA görevlerine dair ortaya konan gerçek zamanlı uygulama herkesin kullanacağı bir şekilde ilk kez sunuluyor.

Dünya'nın çevresinde anti-madde kuşağı


İnce antiproton kuşağının varlığı kesin olarak tespit edildi.

Dünya'yı sarmalayan antiproton adı verilen ince anti madde kuşağı ilk kez tespit edildi.
Astrophysical Journal Letters dergisinde yayımlanan bilimsel makalede, bu bulguların, dünyanın manyetik alanının anti maddeyi kapana kıstırabileceği teorisini teyit ettiği vurgulandı.
Gözlemi yapan İtalyan ekip, geleceğin uzay araçlarının yakıtı olarak anti maddenin kullanılabileceğini belirtti.

Antiprotonlar, güneşten ve güneş sisteminin ötesinden gelen ve kozmik ışın adı verilen yüksek enerji parçacıklarının doğasını incelemek üzere 2006'da uzaya gönderilen Pamela (Payload for Antimatter Matter Exploration and Light-nuclei Astrophysics) uydusu ile tespit edildi.
Bu kozmik ışın parçacıkları dünyanın atmosferini oluşturan moleküllere çarpıp parçacık yağmuruna yol açabiliyor.
Kozmik ışın parçacıklarının çoğu veya çarpışma sonucu oluşan bu parçacıklar, dünyayı zararlı ışınlardan koruyan simit biçimli manyetik alanlar olan Van Allen kuşakları tarafından yakalanıyor.
Pamela uydusunun hedefleri arasında, çokça bulunan normal madde arasındaki proton ve helyum atomunun çekirdeği gibi az sayıdaki anti madde parçacıklarını tespit etmek bulunuyor.
Makaleye göre, Pamela uydusu Güney Atlantik bölgesinden geçerken, anormal bir şekilde, normal parçacık veya kozmosun bir başka yerinden geldiği sanılan onbinlerce kat daha fazla antiproton tespit etti. Bunun Van Allen kuşaklarına benzer antiproton kuşaklarının kanıtı olduğunu belirten İtalyan bilim adamları, bu kuşağın dünyanın yakınındaki en büyük antiproton kaynağı olduğunu kaydettiler.
Araştırmada yer alan Bari Üniversitesi'nden Alessandro Bruno, kıstırılan antiprotonların, atmosferin bileşenleriyle etkileşime girdiğinde özellikle alt tabakalarda ortadan kaybolduklarını belirterek, birkaç yüz kilometre irtifanın üzerinde bu kaybın belirgin şekilde azaldığını, üst tabakalarda çok daha fazla miktarda antiprotona rastlandığına işaret etti.
Gözlemlerinin en önemli bölümlerinden birinin antiprotonların harika bir enerji kaynağı olduğuna dikkat çeken İtalyan bilim adamları, bunların, benzinin yanmasıyla ortaya çıkan bir kimyasal tepkimeden 10 milyar kat daha fazla enerji ürettiklerini kaydetti.

Yıldızı olmayan gezegenler bulundu


Astronomlar Samanyolu'nda her hangi bir yıldızın yörüngesinde olmadığı sanılan dev boyutlu gezegenler keşfetti.

Gök bilimciler, Samanyolu Galaksisi'nde, Güneş sisteminin en büyük gezegeni olan Jüpiter boyutlarında ancak herhangi bir yıldız etrafında yörüngeye sahip olmadığı sanılan, gezegen benzeri 10 gök cismi keşfetti.
Samanyolu Galaksisi'nin boşluklarında ilerleyen ve şimdiye kadar bilinmeyen yeni tipteki bu gök cisimlerinin ya hiç yörüngelerinin bulunmadığı ya da belirli yıldızlar etrafındaki gezegenlerin yörüngelerine göre oldukça geniş yörüngelere sahip oldukları sanılıyor.
Bu gizemli gök cisimlerinin, güneş sistemindeki en büyük gezegenler gibi, birer gaz topu olduğu sanılıyor. Eğer bu gök cisimleri, gerçekten herhangi bir yıldıza bağımlı olmadan kendi başlarına dolaşıyorlarsa, bu durum, bu gök cisimlerinin nasıl ortaya çıktıklarının da araştırılmasını gerektiriyor.

Keşifle ilgili araştırma, Nature dergisinin yarın yayımlanacak sayısında yer alıyor.
Bu gök cisimleri, teleskopla gözlemlenemiyor ancak varlıkları, sahip oldukları yer çekiminin, arka planında kalan yıldızların ışınlarını bir lens gibi bükmesi nedeniyle anlaşıldı. Her birinin varlığının belirlendiği noktaların yakınında da yörüngesinde dolaşıyor olabileceği herhangi bir yıldızın olmadığı gözlendi. Bu nedenle ya bir yıldızın çevresinde, şimdiye kadar bilinmeyen olağanüstü bir genişlikteki yörüngede dönüyorlar ya da herhangi bir yıldıza bağımlı değiller.

NASA astronomları, Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerin ayrı ayrı oluştuğuna ilişkin bulgular elde etti.


ABD’nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) Güneş Sistemi’nin nasıl oluştuğunu araştırmak üzere uzaya fırlattığı ve topladığı parçacıklarla 2004’te Dünya’ya dönen Genesis uzay aracının sağladığı bulgular, Güneş ile Güneş Sistemi’nin gezegenlerinin birbirinden ayrı oluştuğu ihtimalini ortaya çıkardı.
Bulgular, Dünya’nın da dahil olduğu iç gezegenlerin nasıl oluştuğuna dair teorileri alt üst edebilecek nitelikte. NASA’nın internet sitesinde yer alan bilgiye göre, Güneş Sistemi’nde oldukça yaygın olan Oksijen ve Nitrojen elementlerinin Güneş ile gezegenlerdeki yapılarının farklı olduğunun anlaşılması, bu olasılığı akla getirdi.

Bu yapısal farklılık, çok küçük olmasına karşın, Güneş Sistemi’nin nasıl bir evrim sonucunda oluştuğuna dair yeni sorular ortaya çıkardı. 
Genesis araştırmacılarından Kevin McKeegan, çekirdeğinde 16 nötronun bulunduğu Oksijen 16 atomunun (O-16) Dünya, Ay ve Mars’ta, Güneş’e göre daha az konsantrasyona sahip olduğunu belirterek, "İddia şu ki, bizler (Dünya), Güneş’i yaratan solar nebula (bulutsu) tarafından oluşturulmadık" dedi. Daha önce geçerli kabul edilen teoriye göre bir gaz bulutu olan nebulanın evrimi sonucunda, merkezde güneş ve bu güneşin çevresinde de yine aynı buluttan gezegenler oluşuyor.
Atom yapısına göre dünyada üç tür Oksijen atomu bulunuyor. Bunlardan ilki O-16, diğer ikisi ise O-17 ve O-18 Oksijen izotopları. Güneş Sistemi’ndeki Oksijen atomlarının neredeyse yüzde 100’ü O-16. Buna karşın çok küçük miktarlarda O-17 ve O-18 de bulunuyor. Genesis tarafından uzay boşluğundan toplanan parçacıklar üzerinde çalışma yapan bilim adamları, Güneş’teki O-16 oranının, Dünya veya diğer kaya yapılı gezegenlerdeki oranından biraz daha yüksek olduğunu, Oksijen’in diğer izotoplarının ise Güneş’teki oranının daha düşük olduğunu belirledi.

N-15'TEKİ FARKLILIK
Nitrojen elementinin durumu da Güneş ve gezegenleri arasında karşılaştırıldı. Güneş Sistemi’ndeki Nitrojen’in yüzde 100’e yakını, N-14’ten oluşuyor, ancak çok küçük bir miktarda da N-15 izotopu bulunuyor. Bulgular, Güneş ve bir gaz topu olan Jüpiter’deki N-14’ün, Dünya atmosferindekinden daha yüksek olduğunu, N-15’in ise yüzde 40 oranında daha düşük olduğunu gösterdi. Güneş ve Jüpiter’deki Nitrojen yapısının aynı olduğu anlaşıldı. Oksijen yapısı konusunda olduğu gibi Dünya’nın Nitrojen yapısı konusunda da Güneş Sistemi’nin geri kalanına göre çok farklı olduğu anlaşıldı.
Genesis araştırmacılarından Bernard Marty, bu durumu, "Bulgular bize gösteriyor ki, kaya yapılı gezegenler dahil olmak üzere tüm Güneş Sistemi parçaları, meteorlar ve kuyruklu yıldızlar, Güneş Sistemi’ni ortaya çıkaran nebulanın (bulutsu) başlangıçtaki yapısına aykırı bir yapıya sahip. Bu heterojenliğin (yapısal farklılığın) nedenini anlamamız, Güneş Sistemi’nin oluşması konusundaki görüşlerimizi etkileyecek" dedi.
Genesis, Dünyaya getirdiği parçacıkları güneş fırtınalarından ve Güneş’in dış katmanından topladı. Bu parçacıklar, Güneş’i ortaya çıkaran nebulanın başlangıçtaki yapısının bir fosili gibi kabul ediliyor. Çünkü Güneş’in dış katmanının yapısının milyarlarca yıldır değişmediği biliniyor. Genesis Ağustos 2000’de fırlatıldı ve 2001-2004 arasında, Dünya’dan yaklaşık 1 milyon mil mesafede, Güneş rüzgarlarının saçtığı parçacıkları topladı. Parçacıkların toplandığı kapsül, 8 Eylül 2004’te dünyaya döndü.