Sayfalar

gezegen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezegen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2011 Pazar

Tamamen Elmastan Oluşan Gezegen

Dünya'dan 4 bin ışık yılı uzaklıkta elmastan oluştuğu düşünülen bir gezegen tespit edildi.

Avustralya'nın Melbourne kentindeki Swinburne Teknoloji Üniversitesi'nde çalışan uluslararası gökbilimci ekibi, Samanyolu galaksisindeki eski ve büyük bir yıldızın, zamanla elmastan gezegene dönüştüğünü ortaya çıkardı.
CHA'nın haberine göre, bu 'mücevher' dünya, bizim Güneş sistemimizin en büyük gezegeni Jüpiter'den daha büyük... ABD, Avustralya, Almanya, İtalya ve İngiltere'den bilim insanlarının oluşturduğu araştırma ekibinin tespitlerine göre, gezegen çok yoğun bir kütleye sahip ve büyük ölçüde karbondan oluşuyor. Yoğunluğundan dolayı karbon zamanla kristalleşti ve gezegenin jeolojik yapısı elmasa dönüştü.

ÖLÜ BİR YILDIZIN KALINTISI
 Ekibin başındaki Profesör Matthew Bailes, "Gezegenin tarihi süreci ve inanılmaz yoğunluğu, bize onun geçmişi ve şu andaki durumu hakkında ipuçları veriyor" dedi. Bailes ve ekibine göre, elmas gezegen, dış tabakalarını ve gücünü kaybetmiş ölü yıldız (pulsar) PSR J1719-1438'in kalıntısı.
Elmas gezegen, PSR J1719-1438'in etrafındaki dönüşünü 2 saat 10 dakikada tamamlıyor. İki gök cismi arasındaki mesafe ise sadece 600 bin kilometre. Nötron yıldızları da denen pulsarlar, sadece 20 kilometre çapındaki bir alanda, 1 saniyede yüzlerce kez dönerek, radyasyon ışınları yayıyor.
Bu ışınların Dünya'ya ulaşması sayesinde elmas gezegen Avustralya, İngiltere ve Hawaii'deki dev teleskoplar tarafından belirlenebildi. Araştırma sonuçları bilim dergisi Science'ta yayınlandı.

NASA astronomları, Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerin ayrı ayrı oluştuğuna ilişkin bulgular elde etti.


ABD’nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) Güneş Sistemi’nin nasıl oluştuğunu araştırmak üzere uzaya fırlattığı ve topladığı parçacıklarla 2004’te Dünya’ya dönen Genesis uzay aracının sağladığı bulgular, Güneş ile Güneş Sistemi’nin gezegenlerinin birbirinden ayrı oluştuğu ihtimalini ortaya çıkardı.
Bulgular, Dünya’nın da dahil olduğu iç gezegenlerin nasıl oluştuğuna dair teorileri alt üst edebilecek nitelikte. NASA’nın internet sitesinde yer alan bilgiye göre, Güneş Sistemi’nde oldukça yaygın olan Oksijen ve Nitrojen elementlerinin Güneş ile gezegenlerdeki yapılarının farklı olduğunun anlaşılması, bu olasılığı akla getirdi.

Bu yapısal farklılık, çok küçük olmasına karşın, Güneş Sistemi’nin nasıl bir evrim sonucunda oluştuğuna dair yeni sorular ortaya çıkardı. 
Genesis araştırmacılarından Kevin McKeegan, çekirdeğinde 16 nötronun bulunduğu Oksijen 16 atomunun (O-16) Dünya, Ay ve Mars’ta, Güneş’e göre daha az konsantrasyona sahip olduğunu belirterek, "İddia şu ki, bizler (Dünya), Güneş’i yaratan solar nebula (bulutsu) tarafından oluşturulmadık" dedi. Daha önce geçerli kabul edilen teoriye göre bir gaz bulutu olan nebulanın evrimi sonucunda, merkezde güneş ve bu güneşin çevresinde de yine aynı buluttan gezegenler oluşuyor.
Atom yapısına göre dünyada üç tür Oksijen atomu bulunuyor. Bunlardan ilki O-16, diğer ikisi ise O-17 ve O-18 Oksijen izotopları. Güneş Sistemi’ndeki Oksijen atomlarının neredeyse yüzde 100’ü O-16. Buna karşın çok küçük miktarlarda O-17 ve O-18 de bulunuyor. Genesis tarafından uzay boşluğundan toplanan parçacıklar üzerinde çalışma yapan bilim adamları, Güneş’teki O-16 oranının, Dünya veya diğer kaya yapılı gezegenlerdeki oranından biraz daha yüksek olduğunu, Oksijen’in diğer izotoplarının ise Güneş’teki oranının daha düşük olduğunu belirledi.

N-15'TEKİ FARKLILIK
Nitrojen elementinin durumu da Güneş ve gezegenleri arasında karşılaştırıldı. Güneş Sistemi’ndeki Nitrojen’in yüzde 100’e yakını, N-14’ten oluşuyor, ancak çok küçük bir miktarda da N-15 izotopu bulunuyor. Bulgular, Güneş ve bir gaz topu olan Jüpiter’deki N-14’ün, Dünya atmosferindekinden daha yüksek olduğunu, N-15’in ise yüzde 40 oranında daha düşük olduğunu gösterdi. Güneş ve Jüpiter’deki Nitrojen yapısının aynı olduğu anlaşıldı. Oksijen yapısı konusunda olduğu gibi Dünya’nın Nitrojen yapısı konusunda da Güneş Sistemi’nin geri kalanına göre çok farklı olduğu anlaşıldı.
Genesis araştırmacılarından Bernard Marty, bu durumu, "Bulgular bize gösteriyor ki, kaya yapılı gezegenler dahil olmak üzere tüm Güneş Sistemi parçaları, meteorlar ve kuyruklu yıldızlar, Güneş Sistemi’ni ortaya çıkaran nebulanın (bulutsu) başlangıçtaki yapısına aykırı bir yapıya sahip. Bu heterojenliğin (yapısal farklılığın) nedenini anlamamız, Güneş Sistemi’nin oluşması konusundaki görüşlerimizi etkileyecek" dedi.
Genesis, Dünyaya getirdiği parçacıkları güneş fırtınalarından ve Güneş’in dış katmanından topladı. Bu parçacıklar, Güneş’i ortaya çıkaran nebulanın başlangıçtaki yapısının bir fosili gibi kabul ediliyor. Çünkü Güneş’in dış katmanının yapısının milyarlarca yıldır değişmediği biliniyor. Genesis Ağustos 2000’de fırlatıldı ve 2001-2004 arasında, Dünya’dan yaklaşık 1 milyon mil mesafede, Güneş rüzgarlarının saçtığı parçacıkları topladı. Parçacıkların toplandığı kapsül, 8 Eylül 2004’te dünyaya döndü.

YAŞANABİLİR YENİ GEZEGEN BULUNDU!..


İklimbilimciler, cüce yıldız Gliese 581'in etrafındaki gezegenlerden birinde suyun ve yaşamın bulunmasına uygun bir iklime sahip olduğunu ve dolayısıyla yaşanabilir olduğunu düşünüyor.

PARİS-Fransız Ulusal Bilim Araştırmaları Merkezi (CNRS) tarafından yapılan yazılı açıklamada, bir grup iklim bilimci tarafından yayımlanan çalışma sonuçlarının, kütlesi Dünya'dan 7 kat daha fazla olan ve kayalık olduğu düşünülen Gliese 581d'nin 'yaşanabilir olup da bugüne kadar keşfedilen ilk gezegen' olabileceğini gösterdiği belirtildi. 
2007'de keşfedilen, Dünya'ya 20 ışık yılı (1 ışık yılı 9.500 milyar kilometre) uzaklıktaki Gliese 581d'nin, ilk başlarda yaşanabilir olması için çok soğuk olduğu düşünülüyordu. Ancak Güneş sistemi dışında bulunan ve sıcak olmayan cüce gezegenin yörüngesindeki bu gezegenin Dünya'nın Güneş'ten aldığından 3 kat daha az enerji aldığı belirtiliyor. Bu engellere rağmen Gliese 581d'nin kendisine okyanusların, bulutların ve yağmurun oluşmasına imkan tanıyacak kadar sıcak bir iklim verecek bir sera etkisinden yararlanabileceği sanılıyor.