Sayfalar

buluş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
buluş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2011 Pazar

GENÇ TÜRK BİLİM ADAMINDAN MÜTHİŞ BULUŞ!


Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki laboratuvarında obezite (şişmanlık) ve Tip 2 diyabet üzerinde çalışan 34 yaşındaki asistan Prof. Dr. Umut Özcan, Nature Medicine’de yayımlanan son araştırmasında, diyabetin gelişimine yol açtığına inanılan mekanizmaları alt üst edecek buluşla, obezitede artan iltihabın diyabete neden olmadığını gösterdi.
Dünyanın en saygın bilim dergilerinden Nature Medicine’de son 1,5 yılda 3’üncü makalesi yayımlanan Özcan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, obezitenin dünyada çok hızlı  bir şekilde yükselmesiyle Tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kalp damar hastalıklarında çok ciddi artışlar meydana geldiğini dile getirerek, obezite ve obeziteye bağlı olarak gelişen hastalıkların da insan sağlığını tehdit eden hastalıkların başında yer aldığını vurguladı. 
Özcan, "obezitede vücutta artan iltihabın insülin direnci ve Tip 2 diyabete yol açtığı" yönündeki hipotezin, son 15 yıldır birçok diyabet bilim adamı tarafından savunulduğunu ve diyabet alanında kabul gördüğünü ifade ederek, yaptıkları son çalışmayla 15 yıllık bu dogmayı yıkacak bir buluşa imza attıklarını söyledi. Bu konudaki çalışmalarının Nature Medicine’de 4 Eylül 2011 tarihinde yayımlandığını kaydeden Özcan, şunları anlattı: "Yaptığımız çalışma; ’P38 MAPK’ adı verilen, vücutta iltihabın hücre içerisinde etkisini göstermesi için gerekli ve çok önemli olan bir proteinin, yüksek derecede obez ve Tip 2 diyabetli farelerin karaciğerinde genetik yöntemlerle aktive edildiğinde, kan şekerinin normale döndüğünü gösterdi. ’P38 MAPK’ adı verilen proteinin ’X-Box binding protein 1 (XBP1)’ denilen bir başka proteini kimyasal olarak modifiye ettiğini bulduk. Bu kimyasal modifikasyonun ’XBP1’in etkisini çok ciddi bir şekilde artırdığını ve ’XBP1’in de kan şekerini düşürdüğünü gördük." Özcan, iltihap ile tetiklenen sinyallerin "P38 MAPK" protein üzerinden "XBP1" proteinini aktive ettiğini gösterdiklerini de vurgulayarak, şöyle devam etti: "Obezitede vücutta artan iltihabın düşünüldüğünün aksine kan şekeri üzerine yararlı etkileri olduğunu kanıtladık. Şu anda var olan dogmanın aksine, vücuttaki iltihabın hücre üzerinde etkisini gösteren ve ’sitokin’ diye adlandırılan proteinlere karşı obezitede direnç gelişiyor olabileceğini ve aslında gelişen bu ’sitokin’ direncinin ve dolayısıyla iltihabın etkisini gösterememesi sonucunda insülin direnci ve Tip 2 diyabetin gelişiyor olabileceğini düşünüyoruz." 

Elektronikte Devrim Yaratacak Buluş


Max Planck Esititüsü Kuantum Optik Bölümü ve Lawrence Berkly Ulusal Labratuvarı işbirliği ile fizilçiler bir atomun değerlik/en dış elektronlarının gerçek zamanda hareketliliğini ilk kez yoğun laser pulsu tarafından atomdan çıkan elektronun incelenmesiyle gözlemlediler.
Deneylerde Kripton atomundaki bir elektronu dört femtosaniyeden (bir femtosaniye bir saniyenin milyarda birinin milyonda birisir) daha az bir süre sonunda bir laser pulsuyla söktüler.Bu süreç atomun ardında değerlik kabuğunda titreşen pozitif yüklü bir deşik(hole) bırakıyor.
Aşırı ultraviyole ışık pulsu kullanan bilim insanları ilk kez değerlik elektronunun hareketini 150 attosaniye (bir attosaniye bir saniyenin milyarda birinin milyonda biridir) süresinde yakaladılar ve fotoğrafladılar.
Bu araştırma yüksek hızlı elektroniği ve karbon içermeyen enerji kaynaklarını geliştirecek malzemelerin ve daha iyi kontrol süreçlerinin elde edilmesinde bilim insanlarına olanaklar sunuyor.
Bir femtosaiyede karmaşık bir katıda veya kimyasal reaksiyonlar sırasında elektronların hareketi ve kimyasal reaksiyonlardaki moleküler bağların değiştirilmesi üzerine yapılan çalışmalar,yüksek hızlı elektroniğin geliştirilmesine katkıda bulunuyor.Böylece bu alanda yapılacak yeni çalışmalar,daha verimli güneş hücrelerinin yapımında ya da çok yüksek seviyelerde elektronik veri işlenmesinde elektron kayıp süreçlerinin indirgenmesi ve anlaşılmasına yardımcı olacak

Türk Mucidin Herkesi Şaşırtan İcadı !


Yerçekimini yanına aldı, yılın girişimcisi oldu...
Devrim Arabaları filminden etkilenerek ‘Çelebi Türk’ adını verdiği taşıma sistemiyle girişimcilik ödülü kazanan Elazığlı Hikmet Koşar’ın projesi, ilk olarak Türkay adı verilen tekerlekli sandalyede uygulanacak.
Elazığlı makine teknikeri Hikmet Koşar, ‘Çelebi Türk taşıma sistemi’ ile NTV’de yayımlanan ‘Bir fikrim mi var?’ girişimcilik yarışmasında birinci oldu. 25 yıldır sanayi için makine üreten ve 10 yıldır Elazığ vergi listesinde ilk 100’de bulunan Koşar’ın geliştirdiği sistem, her türlü taşıta uygulanıyor, güç ve yakıt sarfiyatı sağlıyor.
Koşar, yarışmayı prototip bir otomobille kazansa da sistemin ilk olarak tekerlekli sandalye üzerinden piyasaya sürülmesini planlıyor. 4 yıldır bu proje üzerinde çalıştığını anlatan Koşar, “Engellilere öğretmenlik yapan arkadaşım Hüseyin Doğan, bu fikri anlattı. Bunu uygulayabileceğimi söyledim. ‘Sen benden daha delisin’ dedi, ama onun fikrine inandım. Çalışmalara başladım” dedi.
Koşar sistemin çalışma şeklini şöyle anlattı: “Bu sistem insan, petrol, güneş, enerji sistemlerinin hareket alanına uygulanması. Aslında yer yüzünde var olan bir sistem. Bir yerden diğerine giderken yerçekiminden kaynaklı olarak potansiyel enerjiyi hareket enerjisine çevirmek gerekiyor. Tabi yerçekiminin karşısında yer alındığı için ekstra enerji ve güç gerekiyor. Biz tekerlek üzerine yerleştirdiğimiz kola bir açı verdik. Ağırlık merkezi değiştirildiği için tekerler o yönde hareket ediyor. Böylece yerçekimini karşımıza değil yanımıza alıp ona direnmediğimiz içinde enerji ve güçten tasarruf ediyoruz. Normalde 10 birimlik bir enerji harcanaksa bu sistemle 1 harcanıyor.”

95 km hız yapıyor
Sistemi taşıta uygulayarak kazandıkları bu sistemin ATV, golf arabası gibi her türlü sistemde akü başta olmak üzere her tür enerji tipiyle kolayca uygulanabileceğini anlattı. Prototipin 3.5 saniyede 95 kilometre hıza çıktığını anlatan Koşar, “Finalde sunduğumuz model 100’ün üzerinde sürat yapabiliyor” dedi.
Çelebi Türk’ün çalışma şeklini sanayicilere anlatamamaktan şikayetçi olan Koşar, “Zamana ve farklı görüşe karşımücadele eden Devrim Arabaları filmi beni derinden etkiledi. Özellikle Necip karakterinin söylediği ‘Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmaz’ repliğini kendi yaşadıklarımla özdeşleştirdim. Tek istediğim bu projeye destek olunması. İster Türk ister yabancı olsun. Sistem sonuçta insanların yararına. Şimdi isteğim bir şey var. O da Devrim’i üreten mühendislerden adaşım Hikmet Bey’le tanışmak” dedi.
İnandığı şeyler üzerinde çalışırken pes etmediğini anlatan Koşar, “Bu yarışmayı görünce internetten başvurdum. Prototiple elemeleri geçtim. Sonra 3 bin kişinin arasından 80’e kaldım. Ali Sabancı prototipe benimle beraber bindi. Gördüğünde ‘bu iş olmuş’ dedi” diye konuştu.

Uzmanlardan destek
NTV için prototip aracı inceleyen Ford Otosan Ürün Geliştirme Müdürü Barış Şenyener, “İlginç bir mekanizma kurulmuş. Güzel bir denge yakalanmış. Bu haliyle kendi içinde başarılı. Hedeflerin ölçülmesi lazım. Ufak araçlar için daha anlamlı olabilir” dedi.
İTÜ Makina Fakültesi’nden Prof. Murat Ereke ise, “Orijinallik tekerlek askı sisteminde. Bir kriko gibi çalışıyor” yorumunda bulundu. Ereke İTÜ olarak kendilerinden projelendirme konusunda destek istenirse geri çevirmeyeceklerini de söyledi.

Türkay’lar özgür olsun diye...
Yarışma kurallarına göre, sistemin seri üretime uygun olması gerekiyor. Bu nedenle 10 günde engelliler için akülü sandalye yaptığını ifade eden Koşar şöyle konuştu: “Engelli bir kardeşim var. Bir engelliyle yaşamak sizin hayata bakış açılarınızı değiştiriyor. Hem onu hem de onunla yaşayanları düşünüyorsunuz. Türkiye’de en ucuz akülü sandalye 2.700 TL. Ben bin TL’ye mal ettim. Amacım büyük kârlar değil, engellilerin yaşamını kolaylaştırmak.”
Türkay adlı engelli sandalyesinin isminin Elazığ’daki engelli bir kızın ismi olduğunu ifade eden Koşar, “Bu yıl ortak bulabilirsem seri üretime geçeceğim. Bulamazsam kendim Elazığ’da üretim bandı kurarak yılda 500 adet üretim yapacağım” diye konuştu.
Normal akülü sandalyelerin 3-4 saat dayanabildiğini anlatan Koşar, “Türkay 14 saat çalışıyor. Aküsü bittiğinde el yardımıyla da kolayca hareket ettirilebiliyor. Engelliler evlerinden uzaklaşarak, dar alanlara bağımlı kalmadan gezebiliyor.. Ayrıca piyasadaki sandalyeler 12 derece eğimi tırmanabilirken, Türkay 30 derecelik eğimi tırmanabiliyor. Manevra ve hareket kabiliyetinden dolayı arkasına eklenecek seleyle iki kişi de gidebilecek” dedi.

Nötronu Bulan Adam : James Chadwick


Atomun parçalarından nötronu bulmasıyla tanınır.

İyi bir ilk ve orta eğitimden sonra Manchester üniversitesi fizik bölümünden 20 yaşında mezun oldu. Verilen bir burstan yararlanarak ve Geiger ile çalışmak amacıyla Almanya’ya gitti. Almanya savaşa girince bir at ahırına kapatıldı. Fakat çeşitli Alman fizikçilerinin yardımlarıyla 1919 yılında İngiltere’ye dönüp araştırmalarına başladı. Rutherford ile birlikte çeşitli elementlerin alfa parçacıklarıyla bombardımanı üzerinde çalıştı.

Bu deneylerden elde ettiği verileri atomların çekirdekleri üzerindeki artı yükün hesabında kullandı. Aldığı sonuçlar Moseley’in geliştirdiği atom numaraları kuramına uyuyordu.

1920 yılında atomun iki parçacığı olduğu biliniyordu: J.J. Thomson’un bulduğu elektron ve Rutherford’un keşfettiği proton. Protonların tamamı çekirdekteydi. Ama çekirdek atom kütlesinin çoğunu oluşturacak sayıda proton içeriyorsa yükü büyük bir artı değerde oluyordu. Örneğin, helyumun dört protonluk bir kütlesi vardı fakat yükü iki proton karşılığı idi. O halde, çekirdekte geri kalan iki protonluk yükü giderecek birkaç elektron bulunmalıydı. Fakat elektronlar çok hafif parçacıklar olduklarından kütleyi etkileyemezlerdi. Hatta elektronlar, protonları bir arada tutan “çimento” gibi düşünülüyordu. Çünkü elektron olmadan aynı yükteki protonların bir arada duramayıp ayrılacakları sanılıyordu. Bu görüşe göre, helyum çekirdeğinde dört proton ve iki elektron bulunmalıydı ki kütlesi dört ve yükü net artı iki olsun.

Fakat fizikçilerin çoğu bu elektronlu çekirdekten rahatsız oluyor, yüksüz bir parçacığın varlığından şüpheleniyorlardı. Bu düşüncelerle Chadwick ve Rutherford gizemli parçacığı aramaya koyuldular fakat sonuç alamadılar. Güçlük, yüksüz parçacıkların hava moleküllerini iyonlaştırmamasıydı. Çünkü atomun parçacıklarının kolayca saptanması bu iyonlaştırma sayesinde mümkün oluyordu.

1930 ve 1932 yıllarında Bothe ve Joliot-Currie’lerin yaptıkları deneyler, berilyum gibi hafif elementlerin alfa parçacıklara tutulması sonucu ışınma tespit ettiler. Bu, parafinden protonlar yayılmasından anlaşılıyordu. Fakat hiç kimse bu olayı açıklayamadı.

Chadwick bu araştırmaları yeni deneyler yaparak sürdürdü. Ona göre akla yakın tek açıklama, alfa parçacıklarının berilyum atomu çekirdeğinden yüksüz parçacıkları çıkardığı ve bu yüksüz parçacıkların da (her biri bir proton kadar kütleli) parafinden protonları dışarı atmasıydı. Böylece, varlığından şüphelenilen yüksüz parçacık nötronu, bulmuş oldu.

Daha sonraki araştırmalar nükleer tepkimelerin başlamasında büyük rolü olduğunu gösterdi. Buluşunun bu önemi dolayısıyla Chadwick 1935 yılı Nobel fizik ödülünü aldı. O zamanlar uranyum fizyonunun da nötron sayesinde başladığı henüz bilinmiyordu. Üç yıl sonra Hahn ve Meitner bunu da bulup Chadwick’in buluşunun önemini bir daha gösterdiler.

Nötronun bulunmasıyla artık atom çekirdeğinde elektron bulunduğu görüşü geçersiz oldu. Fakat bu kez Heisen Berg, çekirdeğin proton ve nötrondan oluştuğunu ileri sürdü, yani helyum çekirdeği iki proton ve nötron içeriyor böylece kütlesi dört ve yükü de artı iki oluyordu. Belli bir elementin izotopları hep aynı sayıda proton içeriyor dolayısıyla çekirdek çevresindeki elektron sayıları da eşit oluyordu. Elementlerin kimyasal özelliklerinin elektronların sayı ve dizilişlerine bağlı olduğu anlaşıldı. İzotoplar ise aynı elementin değişik sayıda nötron içermesi sonucu oluşuyorlardı. Örneğin, iki cins klorin atomundan biri 17 proton ve 18 nötronla 35 kütleli ve diğeri de 17 proton ve 20 nötronla 37 kütlelidir. Onun için birine klorin 35 ve diğerine klorin 37 denilmektedir. Bütün bu buluş ve çalışmalarla 20 yıl kadar önce Soddy ve Asfon’un ortaya koydukları “izotoplar kuramı” bilimsel temele kavuşmuş oldu.

Çekirdeğin proton ve nötrondan oluştuğu sonucuna varılması biri dışında bütün kuşkuları gidermişti. Fakat hepsi artı yüklü parçacıkları bu kadar dar bir yerde tutan neydi? Bu soruyu cevaplandırmak için üç yıl sonra sonuçlanacak Yukawa’nın çalışmalarının sonuçlarını beklemek gerekiyordu.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ve Meitner’in fizyon olayını açıklamasından hemen sonra fakat Amerika’nın el atmasından çok önce, Chadwick İngiltere’nin Atom Bombası Projesi’nin başına geçti ve önemli çalışmalar yaptı